Kırılgan Bir Yazı*
Hassasiyetle okumanız tavsiye edilir. *
Kırılganlık, iki taraftan bir tarafın hakkını ihlal etmesi veya haklarına saygı duymaması neticesinde gerçekleşir.
Kırılan tarafın kıran tarafa değer vermesi söz konusudur. Çünkü kimse umurunda olmayan bir unsur için bu duyguları besleyemez. Kişi en temelde sevdiklerine kırılır. Eşine, annesine, babasına, çocuğuna, yakın arkadaşına, iş verenine, öğrencisine, öğretmenine yani bir bireye kırılır ama kimi zamanda kırgınlık hissi bir kişiye karşı değildir; bazen sokağa, bazen şehre, bazen ülkeye bazen mevsimlere, bazen yaşadığı zaman dilimine bazen ise şansına veya talihinedir.
Kırılganlık beklentiyi içerir. Karşı taraf kişi de olsa, kurum da olsa, şehir de olsa, kişi karşı tarafa karşı bir beklenti içerisindedir, kendisi de karşı tarafın beklentilerini karşılayacak bir takım veriler sağlamıştır. Ancak kendisi; bir emek, bir çaba harcasa da karşı taraftan emeğinin, çabasının verdiği değerin karşılığını alamamışsa kırgınlık kaçınılmazdır. Ya da ihanet içerir kırılganlık. Beklenmeyen bir hareketle karşılaşılmıştır, karşı tarafın bunu kendisine nasıl yaptığını sorgular birey… Bazen dile getirir; hakkını arar, bazen hakkını arasa da karşılığını bulamaz, bazen de kırgınlığını içinde saklar, küser. Ya gider ya da kalır ve kinlenir. Baş etmesi en zor duygulardan biridir. Küslük; sitem içerir, sevgi içerir ama miktarı nasıl olursa olsun kin de içerir. Her şeyi yaptırır insana, kırılan insan harekete geçen insandır. Ya karşılık verir ya alır başını gider ya da kalır ama varlığını gizler. Kırılan kesim genelde haklı ama dezavantajlıdır, haklılığı güçsüzlüğünün önüne geçemez, dezavantajlarını silemez. Üstelik ne yapsa karşı tarafın yanına kar kalır, defteri her adımında biraz daha kabarır. Susmak kalır geriye, içinde kin ile öfke ile haklarıyla susar, ya da gider, bazen bir sokak öteye, bazen başka bir şehre bazen de başka bir ülkeye, başka bir gezegene bile gitse gittiği hiçbir yere sığmaz ama yine de gitmek kalmaktan daha hafiftir. Çare değildir, çözüm hiç değildir ama kalmaktan, dolmaktan, içindeki yükü taşımaktan daha iyidir.
Toplumda herkes kırgın… ailesine, yaşadığı şehre, imkanlarına, hak ettiklerinin karşılığını alamamasına, hak etmediği muamelelere, yapacak bir şeyi olsa da kimi zaman yapabildiklerine, kimi zaman yapamadıklarına, yaşadığı çağa, bulunduğu zamana, sebebi olmasa da sonucu olduğu için sahip olduğu tüm yaşam şartlarına ve en çok da kendine… Varlığına, varlığının anlamsızlaştırılmasına, varlığının anlamını bulamayışına, varlığının anlamsızlaştırılmasını çaresizce izlemek zorunda kalışına…
Her gün kırgın geçiyor, hem de bir süredir de değil, uzunca bir süredir. Kendimizi, bedenimizi yok saymayı öğreniyoruz, ihtiyaçlarımızı lüks olarak görüyoruz, günlük rutinlerden mutluluğumuzu arındırıyoruz, bedenimizi gizliyoruz, ilişkilerimizi sınırlandırıyoruz. Varlığımızı ortaya koymak için değil varlığımızı gizlemek için çabalıyoruz. Başımıza iş gelmesin diye, yükümüz artmasın diye, kimse bize dokunasın diye, kimseye değmeden yol alabilelim diye…

